Prijevod pjesama Sezaija Karakoça

U spomen na nedavno preminuloga turskog pjesnika, pisca i političara Sezaija Karakoça donosimo prijevod nekoliko njegovih pjesama. Prijevod su izradile Paula Drenški i Nika Perasović, a na čitanju i komentarima zahvaljujemo prof. Marti Andrić.

Smrt

Htjedoh opjevati smrt njihovu u pratnji jeseni
Pod žutom zimskom svjetlosti
Ali shvatih to smrt nije, već rođenje
Od prirode veće otkrivenje
Taj prijelaz ne opisuju ni jesen ni svjetlost žuta
Osvetu tu zbore grimiz i krvavo crvena
Naoko crvena zelena je stvarno
Naoko osveta zapravo to nije
Pomirenje smrtnika i vječnosti
Nadmetanje odrješenja i oprosta
Nije pad lišća na tle
Već u planine udarac munje
Nije jesen, proljeće je
Poslije smrti život vječan je
Nestat će oblaka i sunce će izaći
Kapi kiše u biserje će prerasti
Uzburkano će more svoje blago raspršiti

Shvatih oni ne umriješe
U ime smrti
Skrivši se pod maskom njenom
U svjetlost se pretvoriše

Ölüm

Anlatacaktım ölümlerini bir sonbahar eşliğinde
Bir kış güneşliğinde
Fakat baktım bu ölüm değil diriliştir
Tabiatı aşan bir bildiriştir
Ne güz ne sarı renk bu göçü anlatır
Bu kan rengi bu kıpkızıl öçü anlatır
Görünüşte kırmızı gerçekte yeşil
Görünüşte öç hakikatte değil
Faninin sonsuzla barışması
Affın mağfiretle yarışması
Yaprağın düşüşü değil bu toprağa
Bir yıldırım çarpışıdır dağa
Sonbahar değil ilkbahardır
Ölümden sonra ölümsüz hayat vardır
Bulutlar açılır güneş çıkar
Yağmur taneleri inci tanelerine dönüşür
Deniz çalkanır saçar ortaya hazinesini


Anladım onlar ölmediler
Ölüm adına
Ölüm maskesini takınarak
Dönüştüler bir ışığa

Mona Rosa

Mona Rosa. Crne ruže, bijele ruže.
Ruže Gejvea i krevet bijeli
Ptica slomljenih krila traži samilost
Ah zbog tebe u krvi će nestati
Mona Rosa. Crne ruže, bijele ruže.

U mjesec zavijaju prljavi šakali
U planinu bojažljivo gledaju zečevi
Mona Rosa, ja danas nisam svoj
O zemlju kiša silno bije
U mjesec zavijaju prljavi šakali

Al’ ne otvaraj svoj prozor navuci zastore
Mona Rosa ne smijem te vidjeti
Tvoj je jedan pogled dovoljan da umrem
Mona Rosa shvati spreman sam na smrt
Al’ ne otvaraj svoj prozor navuci zastore

Zelena stabla masline, sjena vrbe
Sunce se u meni svojoj svjetlosti vraća
Jedno obećanje i zvuk vrata
Na tebe vazda misli svraća
Zelena stabla masline, sjena vrbe

Zemljom najpustijom niču ljiljani
I ponosan je svaki divlji cvijet
Vjetar koji iza svijeće čeka
Neumorno prevrće moju mračnu dušu
Zemljom najpustijom niču ljiljani

Eno ruke, ruke i prsti tvoji
Kao da cvijet nara gnječe
Žena se po rukama poznaje
Kao da po dnu mora hoda
Eno ruke, ruke i prsti tvoji

Zar ne prolazi brzo vrijeme Mona.
Sati je dvanaest i lampe se gase
Zaspi da ti u snove dođu ždralovi
Ne gledaj u nebo sva začuđena
Zar ne prolazi brzo vrijeme Mona.

A s večeri stižu sićušni vrapci
Slijeću na smokve moga vrta
Neki su bijeli, a neki žuti.
Ah da me bar ubiju namjesto ptice.
A s večeri stižu sićušni vrapci .

Kad bih te samo našao Mona Rosa
U pogledima vrabaca.
Životom će ispuniti ovo šuplje jedro
Tvoji nevini pogledi na obali mora.
Kad bih te samo našao Mona Rosa.

Koliko me pogled tvoj pogađa Rosa
Još me čula nisi da sam zapjevao
Ne pristaje svakom sazu ljubav moja.
Najljepšu će pjesmu otpjevati metak
Koliko me pogled tvoj pogađa Rosa

Ali povjeruj mi djevojko putnice,
Poslušaj i prihvati moje priznanje
Neka hladna, plava, neka strana bol
Cijeloga me kao plamen zahvatila
Ali povjeruj mi djevojko putnice.

Jer poslije kiše osnaži se klasje,
Strpljivo sazrijeva voće
Pogledaj jednoga dana duboko u moje oči
Shvatit ćeš zašto mrtvi žive
Jer poslije kiše osnaži se klasje

A zlatan nakit, taj ten mirisan
Nek’ ptičjem perju odgovore.
Jedno će pero umrijeti za tvoj osmjeh
Pero noći i danu zatvoreno
A zlatan nakit, taj ten mirisan

Mona Rosa. Crne ruže, bijele ruže.
Ruže Gejvea i krevet bijeli
Ptica slomljenih krila traži samilost
Ah zbog tebe u krvi će nestati
Mona Rosa. Crne ruže, bijele ruže.

Mona Roza

Mona Roza, siyah güller, ak güller
Geyvenin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Ah, senin yüzünden kana batacak
Mona Roza siyah güller, ak güller

Ulur aya karşı kirli çakallar
Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa
Mona Roza, bugün bende bir hal var
Yağmur iğri iğri düşer toprağa
Ulur aya karşı kirli çakallar

Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek…

Zeytin ağaçları söğüt gölgesi
Bende çıkar güneş aydınlığa
Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi
Seni hatırlatıyor her zaman bana
Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ellerin ellerin ve parmakların
Bir nar çiçeğini eziyor gibi
Ellerinden belli oluyor bir kadın
Denizin dibinde geziyor gibi
Ellerin ellerin ve parmakların

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Saat onikidir söndü lambalar
Uyu da turnalar girsin rüyana
Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar
Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Akşamları gelir incir kuşları
Konar bahçenin incirlerine
Kiminin rengi ak, kimisi sarı
Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine
Akşamları gelir incir kuşları

Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Hayatla doldurur bu boş yelkeni
O masum bakışlar su kenarında
Ki ben Mona Roza bulurum seni

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Artık inan bana muhacir kızı
Dinle ve kabul et itirafımı
Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı
Alev alev sardı her tarafımı
Artık inan bana muhacir kızı

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Bir gün gözlerimin ta içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Altın bilezikler o kokulu ten
Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne
Bir tüy ki can verir bir gülümsesen
Bir tüy ki kapalı gece ve güne
Altın bilezikler o kokulu ten

Mona Roza siyah güller, ak güller
Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!
Mona Roza siyah güller, ak güller

Žila kucavica

Vi ste slobodni, vi ste apsolutni
Zaklinjete se na tananu koščicu
jedne ribe, jedne crne tamne ribe,
Na slovo se K zaklinjete.
Zaklinjete se na dobrotu, na grijehe i dotu
Žena koje piju rakiju, djevojaka koje jedu cvijeće.
Na plitka proroštva
Hlapova, crvenih i modrih hlapova
Polažete zakletve male i velike, bolne i bezbolne
Jednu za drugom, silne zakletve.
Vi se na sebe same zaklinjete.

Mi se čudimo, opiremo se i pućimo usne;
Svoje usne komadamo tupim škarama.
Kažemo imamo dvije ruke;
Da ih imamo tisuću
Svih tisuću bile bi iste
Nek’ poput papira plane naših 999 ruku
A kao sunce jedna nek’ ostane…
Mi ćemo bez sumnje pućiti usne i čuditi se.

Mi poričemo jer poricati volimo;
A vaš vam bajramski poklon vraćamo
Mi smo stidljiva i ponosna djeca
Ne dižemo pogled i ne gledamo
Vi živite u snovima svojim.
Vi golubovima pucate u oči
Vi tijesto kruha i
tijesto ljubavi mijesite od slame
Vi živite u snovima svojim.

Zemlju smo u tamnicu bacili
I na nju sedam lokota udarili
Kolikim smo mladenkama kolika jaja o čelo razbili
Nek’ mi se sutra čeljust
Na zube nekog psa okači
I nek’ se Fahrijina ključna kost po sredini prelomi
Mi poričemo i volimo velika poricanja.

Ne dižemo pogled i ne gledamo.

Sniježi u našoj duši
Od same večeri kad nas majka porodi
Bisage svoje vješamo o istrošene mašine
A svoje misli na krhke dizalice
Ne znamo da krupna zrna pšenice pokreću vlakove
Mi smo konji koji u požaru gube utrku
Mi rublje prljavo i čisto
U isti mah na isti način slažemo
Mi smo konji koji trče i kad je trka gotova

Vi koji u srce poput bodeža ulazite
Vi koji iz srca poput stabla izlazite
Vi ste nam bliži od žile kucavice
Vi ste krv u prstenju
Vi ste oni koji sedefnu školjku vjere
Lome kljunom čiope

Znamo da unatoč tome ne tugujete
Jednog ćemo dana leći pod zemlju
Svake noći oko pet sati
U svojim ćemo vas venama čekati

ŞAHDAMAR

Siz hürsünüz; siz şartsız ve kayıtsızsınız
Bir balığın, bir siyah, bir kara balığın
İncecik kılçığı üzerine yemin edersiniz;
(K) harfi üzerine yemin edersiniz.
Rakı içen kadınların, çiçek yiyen kızların
İyilikleri, günahları ve çeyizleri üzerine yemin edersiniz.
İstakozların, kırmızı ve mavi istakozların
Bir mavzerlik peygamberlikleri üzerine,
Küçük ve büyük, acılı ve acısız
Yeminler yeminler yeminler edersiniz.
Siz siz üzre yeminler edersiniz.

Biz hayret eder, kuvvet eder, dudağımızı bükeriz;
Dudağımızı kör makaslarla dilim dilim ederiz
İki tane elimiz var deriz;
Bin tane elimiz olsaydı
Bini birbirinin aynı olurdu deriz.
999 elimiz kağıt gibi yansın,
Bir elimiz güneş gibi dursun..
Biz elbette dudak büker, hayret ederiz.

Biz inkar eder, inkarı severiz;
Bayram hediyenizi iade ederiz
Biz mahcup ve onurlu çocuklarız
Başımızı kaldırıp bir bakmayız
Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz
Siz güvercinleri gözlerinden vurursunuz
Siz ekmeğin hamurunu,
aşkın hamurunu samandan yoğurursunuz
Siz rüyalarınızda yaşayıp durursunuz

Toprağı zindana koyduk biz
Üzerine yedi kilit vurduk biz
Kaç gelinin alnında kaç yumurta kırdık biz
Varsın yarın takılsın benim çene kemiğim
Bir köpeğin ön dişlerine
Ve Fahriye’nin kürek kemiği tam ortasından kırılsın
Biz inkar eder, şah inkarlar severiz.

Kafamızı kaldırıp bir bakmayız

Ruhumuzun içinde kar yağar
Anamızdan doğduğumuz geceden beri
Heybemizi emektar makinelere yükleriz
Fikirlerimizi tifil vinçlere
İri buğday tanelerinin trenleri yürüttügünü bilmeyiz
Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
Biz kirli ve temiz çamaşırları
Aynı zaman aynı minval üzere katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız

Siz kalbe hançer gibi giren
Siz kalpten ağaç gibi çıkan
Siz bize şahdamarımızdan yakın
Siz yüzükler içindeki kan
Siz inançların sedef kabuğunu
Ebabil kuşlarının gagalarıyla kıran

Bununla beraber üzülmediğinizi biliyoruz
Gün gelecek toprağın altına uzanacağız
Her gece saat beş sularında sizi
Toplar damarlarımızın içinde bekliyeceğiz